Roma & Floransa Gezi Rehberi

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum, balayında gitmek istediğim ama son anda rotamızı Yunan Adalarına çevirmemiz ile birlikte başka bir zamana ertelediğimiz tatilimiz Roma ve Floransa’ya Ekim ayında gitme fırsatını bulduk ve iyi ki balayında tercih etmemişiz dedik eşim ile. Çünkü 4 gün boyunca her yeri gezilecek tarih kokan ve günde 40Bin adım atabileceğiniz sokaklarında kaybolacağınız harika bir yer 🙂 İnstagramda en çok aldığım sorulardan biriydi “Hangi tur ile gittiniz?” Tur ile gitmediğimizi en başında belirtmek isterim. Gitmeden önce çok fazla araştırma yaptık, müzelere giriş biletleri, tren biletlerini hep önceden aldık. Google Maps’de bir çok yeri kaydettik ve çok işimize yaradı. Biz baya hazırlıklı gittik! 🙂

Roma, binlerce yıllık tarihi, beni benden alan arnavut kaldırımlı taş sokakları, lezzetli İtalyan yemekleri keyifli Roma gece hayatı ile bir çok kez yine giderim dediğim bir yer oldu. Roma şehride İstanbul gibi 7 tepe üzerine üzerine kurulu. Senelerce imparatorluklara başkentlik yapmış görkemli bir şehir. Şehirde bulunan antik kalıntılar, tarihi tapınaklar, kiliseler, müzeler, dünyaca ünlü kraliyet sarayları ve saymakla bitmeyecek daha birçok yer gerçekten görülmeye değer yerlerden.

Roma’ ya geldiyseniz ufak tefek de olsa alışveriş yapmalısınız. Alışveriş için oldukça renkli görünen sokak pazarlarından olan Campo Dei Partigiani, Porta Portese, Campo De Fiori ve Mercato di Via Sannio’ yu gezebilirsiniz ya da dünyaca ünlü markaların yer aldığı birbirinden şık olan ve dünya modasına yön veren mağazalarına göz atabilirsiniz. La Rinascente, Castel Romano Designer Outlet, Roma Est, La Rinascente, Porta Di Roma, Cinecittà 2, Da Vinci Mall, Anagnina, La Romanina, I Granai ve Casilino her şeyi bir arada bulabileceğiniz şehrin önemli alışveriş merkezlerindendir.

Roma denince akla gelen ilk yapı şüphesiz ki Kolezyum oluyor. Roma İmparatorluğunun en muhteşem yapılarından olan Kolezyum, M.S. 72 yılından beri ayakta olmasıyla daha da önem kazanıyor ve bizimde Roma’daki ilk günümde vakit kaybetmeden Kolezyum’u gezdik. Günümüze gelene kadar ihtişamından çok şey kaybetmesine rağmen Avrupa’nın en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biri olma ünvanını devam ettiriyor.

Şehrin alışveriş cenneti olan Via del Corso’dan dümdüz yürüdüğümde Fontana di Trevi tabelaları karşıladı beni. Çeşmenin bulunduğu meydana vardığımda karşılaştığım kalabalık beni oldukça şaşırttı.Burada fotoğraf çektirmek isteyenler için tavsiyem sabah en geç 08:00’da çeşmede olun. Sandığımdan çok daha büyük olan bu çeşmenin etrafında müthiş bir kalabalık var.Bir inanışa göre sağ elinizle sol omzunuzun üstünden çeşmeye bozuk para atarsanız, Roma’ya tekrar geleceksiniz. 🙂

Tibet Nehri kıyısında yer alan Castel Sant’Angelo, inanışa göre Mikail’in Papa Büyük Gregorius’a göründüğü yer. Bu nedenle kalenin girişinde 2 adet Mikail heykeli yer alıyor. Tarihte önemli roller üstlenen kalede, Vatikan’a kadar uzanan ve Papa’nın kaçması için tasarlanmış bir tünel olduğuna inanılıyor.

Pantheon Antik Roma döneminden kalan ve en iyi şekilde korunmuş olan bir tapınak. Pantheon’un en önemli kısmı ise şüphesiz kubbesidir. Yapının devasa kubbesi, dünyanın en büyük takviyesi beton kubbesi olarak bilinmektedir.Pantheon aynı zamanda krallar, ressamlar ve mimarların mezarlarının bulunduğu bir yerdir.

İSPANYOL MERDİVENLERİ
Kentin en popüler buluşma yerlerinden biri de İspanyol Merdivenleri. Burası İtalyan gençlerinin toplandığı, birbirleriyle tanıştıkları, enstrümanlar çalıp şarkılar söyledikleri yer olarak tanımlanıyor, fakat Roma’daki turist sayısı arttıkça İtalyanlara rastlamak oldukça zor.

VATİKAN

Roma sınırları içerisinde bulunan Vatikan’ ı ziyaret etmemek, Roma’ya gitmemek gibidir. Dünyanın en küçük ülkesi olan Vatikan’ın çok yakınına metro ile ulaşmak mümkün. San Pietro meydanına doğru yürürken Vatikan ile ilgili birçok hediyelik eşya dükkanına rastlamanız mümkün. Elips şeklinde olan San Pietro meydanının kenarları sütunlarla kaplı. Tasarımını Bernini’nin yaptığı San Pietro Bazilikası ise dışarıdan sade görünüme sahip olsa da, biraz karışık ve yoğun yapısı ile büyülüyor.

Havaalanından şehir merkezine gitmek için 3 seçenek var. Otobüs, tren ya da taksi.Hepsi hemen hemen aynı süreyle şehir merkezine ulaşıyor. Şehir içinde ulaşım otobüs ve metroyla çok kolay olmasına rağmen, gezilecek yerler genellikle birbirlerine yakın olduğundan çoğunlukla yürümeyi tercih ettim.

Bir tutkudur Roma. Her şey size kalmış, çünkü bu şehir hem sakin hem de eğlenceli 2 karakterin birleşimi.
Roma seyahatimizde 1 günümüzüde Floransa’ya ayırdık. Gitmeden önce Trenitali’dan biletlerimizi almıştık. Floransa; hem İtalya’nın hem de Avrupa’nın sanatsal açıdan en görkemli şehirlerinden biri. Pizza, dondurma, makarna, bina, Floransa, İtalya!!! 🙂
Piazza del Duomo Meydanı: Şehrin en ünlü ve büyük dini yapısı olan Floransa Katedrali meydana girdiğiniz anda tüm ihtişamıyla sizi karşılıyor. 1296-1436 yılları arasında inşa edilmiş. Bana göre şehrin en görkemli yapısı.
Floransa da Arno nehri tarafından bölünmüş bir şehir. İki yakayı birbirine bağlayan köprülerden en ünlüsü “Ponte di Vecchio“. Üzerinde alışveriş dükkanları var. Arno nehri kıyısında akşam yürümek oldukça romantik olabiliyor.
Piazzale Michelengelo / Michelangelo Tepesi: Floransa’nın müze ve tarihi yapısının bulunmadığı tek yer diyebilirim. Floransa’nın ihtişamlı eserlerine tepeden bakmak isteyenleri manzarasıyla bekliyor. Burası için 1 saat ayırırız demiştik ama o kadar keyifliydi ki 3 saatimizi burada geçirdik. Sokak müzisyeni, içecekler ve bu büyüleyici manzarada güneşi batırdık.
Şehirde gezilecek birçok yer olmasına rağmen, önemli noktaları yürüyerek kolaylıkla gezebilirsiniz. En uzak yere yürümenin 20 dakika sürdüğü bu şehire rahat ayakkabılarla geliyoruz ve durmadan yürüyoruz. En ideal ulaşım şekli tartışmasız yürümek. Şehirde metro ve şehir içi tren yok.

Yemeden dönmemeniz gereken lezzetler

Republica Meydanı’nda yer alan Cafe Gilli’de şehrin meşhur tatlısı tramisuyu tadabilirsiniz. Tadı Türkiye de yediklerimizden biraz farklı, muhallebi kıvamında yapılıyor.  Şehrin Lezzetli pizzalarını ise Antica Friggitoria ve Gusta Pizza da bulabilirsiniz.

Giolitti dondurma yemeden dönmeyin demişlerdi. Baileys tiramisu ve hindistan cevizli müthişti. Fiyatlar külaha göre küçük boy 2.5 euro orta boy 4 euro.

Akşamüstleri içki almak ve yanında bir şeyler atıştırmak Romalılar için vazgeçilmez bir gelenek. Aperol Spritz de bu oyunda başrol oynuyor. Meydanların çevresindeki mekanlarda veya Trastevere’de bir sokak arasında çok iyi gider.

Başka bir ülkede başka bir kültürdeyiz. Biz her ne kadar kendimizi evimizde gibi hissetsek bile alışkanlıklar ve usuller farklılaşıyor ve haliyle şaşkınlıklar da olabiliyor. Mesela o çok gitmek istediğiniz pizzacıyı veya restoranı istediğiniz saatte bizdeki gibi açık bulamazsınız, akşam saatlerini tercih etmek gerek. Kahvaltı için büyük sofraların hayalini kurmayın çünkü İtalyanlar için bu öğün 5 dk. bile sürmüyor. Bir kahve ve kruvasana hazırlıklı olun 🙂

Neden Roma? Çünkü şehir birkaç günlük tatili size doya doya yaşatmasını biliyor. İyi ağırlanıyorsunuz, yeni insanlar tanıyorsunuz, çok köklü bir tarihe tanıklık etmiş şehri yaşama fırsatınız oluyor ve en güzeli size ‘bir daha mutlaka geleceğim’ dedirtiyor.

4 Comments

Add Yours
  1. 1
    Özge

    Baştan okumaya başladım hiç bir zaman sonunu okumadan geçerdim sonuna kadar okudum biraz daha yazsaydı Keşke dedim , emeğine ellerine sağlık Harika🌸👏🏻🧚🏻‍♀️

  2. 2
    Önder

    Şehre dair bahsedilecek ne varsa yazmışsın Pelin!
    Bir gün ziyaret edecek olursam dönüp bakıp faydalanılacak bir yazı olmuş, ellerine sağlık 🙂
    Darısı bir sonraki gezi yazısına.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir